İstiyorsak; güneş olsun sevgimiz; gülümsesin, yüzümüz yüzünüze, Kardeşlik ve birlik içinde, mutlaka selam vermeliyiz birbirimize  

    Son Dakika :   
 
 

SENTURK

 

 

 AROMATİK TIBBİ BİTKİLER                 

EZAN OKUMA 

Ana Sayfa
Kuran-ı Kerim Değişik Dillerde
Ercan ÇELİK
Dünya nüfusu ve Karbondioksit
Günlüklerim
İletişim
Ziyaretçi Defteri

 

 

ORMAN GENEL MÜDÜRLÜĞÜNE

MARMARA ADASI

1-ÖzelAĞAÇLANDIRMA

ÇÖPDEN MAZOT ÜRETİMİ

                         



SERA ETKİSİ KARBONDİOKSİT ARTIŞLARI


Marmara Adası Özel Ağaçlandırma


Küresel Isınma Ve Ağaç"Ercan Çelik"

Anket
Anket Seçilmemiş
Diğer Anketler

Ziyaretçiler
Toplam Ziyaretçi :  499602
Bugün Ziyaretçi :  67
Aktif Ziyaretçiler :  4

BİYOLOJİK ÇEŞİTLİLİK ve DOĞAL HAYAT    HAYVANLAR ALEMİ FOTOĞRAFLARI

ANADOLU FETHİ ALPARSLAN AT HATUN SİLAH

 SAVAŞA HAZIRLANIŞ

Bizans İmparatoru Romanos Diogenes, 1070-1071 yılı kışında, Türkleri imparatorluk topraklarından tamamen atmak üzere bir ordu topladı. Bu ordu, Britanya, Kapadokya, Kilikya ve Trabzon gibi bölgelerden temin edilmiş; Bulgar, Slav, Alman, Frenk, Gürcü, Ermeni, Hazar, Peçenek, Uz ve Kıpçak asıllı askerlerden oluşuyordu. İkiyüzbin kişilik bu ordu ile Diogenes, Selçukluların üzerine yürüdü.

Bizans imparatoru Türklerin sık sık Anadolu şehirlerine akınlar düzenlemesini önlemek istiyordu. Selçukluları tam anlamı ile yenilgiye uğratmak, Orta Asya içlerine kadar sürüp atmak amacını taşıyordu.

Alparslan’ın bu savaştaki amacı ise Anadolu’nun kapılarını bir daha kapanmamak üzere açmak, kesin biçimde Anadolu’yu ele geçirmek idi. Bu savaşta Türkler yenilirse yeniden Orta Asya içlerine çekilecekler, Bizanslıları yendikleri takdirde Anadolu’yu yurt edinmiş olacaklardı.

Bizans Ordusu, Kızılırmak vadisini izleyerek Sivas’a, daha sonra Erzurum’a ulaştı. Sultan Alparslan ise Van Gölü kıyısındaki Ahlat’tan hareket ederek Muş ili yakınlarındaki Malazgirt’e vardı. Alparslan, Romanos Diogenes’in yanına elçi göndererek barış önerisinde bulunmuştu. Ancak Bizans imparatoru bu öneriyi kabul etmemiş, elçiye şöyle demişti: “Sultanınıza söyleyin, kendisi ile barış görüşmelerini Rey’de yapacağım. Ordumu Isfahan’da, hayvanları ise Hemedan’da kışlatacağım.”

Alparslan bu cevaptan çok müteessir oldu ve canı sıkıldı. Sultanın müteessir olduğunu gören imamı ve fâkihi Ebû Nasr Muhammed: “Sen Allah’ın zafere ulaştıracağını ve diğer dinlere üstün kılacağını vaad ettiği bir din uğrunda savaşıyorsun. Umarım Allah-u Teâlâ bu fethi sana nasip edecektir. Cuma günü zeval vaktinden sonra hatiplerin minberde olduğu ve mücahitler için Allah’a duada bulundukları ve duaların kabul edildiği saatte düşmana hücum et!” dedi. Savaş, kaçınılmaz bir duruma gelmişti.

Alparslan, Malazgirt Meydan Savaşı’ndan önce bütün tedbirleri almış, gereken her türlü hazırlığı yapmıştı. Ünlü veziri Nizâmül-Mülk’ü Hemedan’a gönderdi. Çıkacak herhangi bir karışıklığı önlemesi ve istenirse yeni asker yollaması için tembihte bulundu.

Ayrıca Bizans kuvvetlerinin gücünü öğrenmek için bir öncü kuvveti Bizans ordusuna gönderdi. Bu keşif sırasında bir Bizans komutanı yakalandı. Ondan edinilen bilgilere göre Alparslan gereken önlemleri aldı. İkiyüzbin kişilik orduya ellibin kişilik bir kuvvetle nasıl karşı koyulacağının plânları yapıldı. 25 Ağustos 1071 günü askerlerinin moral gücünü arttırmak için devamlı tekbir getirmelerini, düşmanların morallerini bozmak için de sürekli boru ve davul çalmalarını, oklar atmalarını emretti.

Alparslan, ordusunu dört gruba ayırmış, bu düzen içinde mevziye girmişlerdi. Merkez yani orta kısımdaki kuvvetlerin başında Alparslan bulunuyordu. Bu kesimdeki kuvvetler diğerlerinden çok zayıftı. Esas büyük kuvvetler ise, sağ ve sol yanda bulunuyordu. Bunlar savaş sahasının yanlarındaki tepelerde mevzilenmişlerdi. Dördüncü grup kuvvetler ise, zamanı gelince kuşatma harekâtına girişerek düşmanı arkadan çevireceklerdi.

26 Ağustos 1071 tarihinde başta halife olmak üzere bütün İslâm âlemi, camilerde cuma namazını kılıyor, Kur’an okuyor, Türk ordusunun zaferi için dua ediyordu.

Alparslan beyaz bir ata binmiş, kefene benzeyen beyaz bir elbise giymiş, atının kuyruğunu kendi eliyle bağlamış, silahlarını kuşanmıştı. Bu da sultanın, askerin başında bizzat savaşacağını gösteriyordu.

 

MALAZGİRT MEYDAN SAVAŞI

26 Ağustos 1071 cuma günü ellibin kişilik ordusu ile Malazgirt Ovası’nda cuma namazını askerleri ile birlikte kılan Alparslan, namazdan sonra askerleri ile helâllaştı. Bütün ordu Alparslan’ın neler söyleyeceğine kulak kesilmişti. Alparslan şunları söyledi:

“Askerlerim! Yiğitlerim! Bugün burada ne emreden bir sultan, ne de emir alan bir asker vardır. Bugün ben sizlerden biriyim ve sizlerle birlikte savaşacağım. Bugün burada Allah’tan başka bir sultan yoktur. Biz ne kadar az olursak olalım, düşman ne kadar çok olursa olsun, bütün Müslümanların, zaferimiz için dua ettikleri şu anda, kendimi düşman üzerine atacağım. Ya zafer kazanırız, ya şehit olarak cennete gideriz. İsteyen benimle gelsin, isteyen geri dönsün. Ben memleket için, İslâm için ölüme koşuyorum. Beni takip edenler ve kendilerini Yüce Allah’a adayanlardan şehit olanlar Cennet’e, sağ kalanlar ise ganimete kavuşacaklardır. Ayrılanları ahirette ateş, dünyada da alçaklık beklemektedir.

Ey askerlerim! Eğer şehit olursam bu beyaz elbise kefenim olsun. O zaman ruhum göklere yükselecektir. Benden sonra oğlum Melikşah’ı tahta çıkartınız ve ona itaat ediniz. Zaferi kazanırsak istikbal bizimdir.”Daha sonra atından inerek secdeye kapandı ve şöyle dua etti:

“Yâ Rabb! Seni kendime vekil yapıyorum. Azametin karşısında yüzümü yere sürüyor ve senin uğrunda savaşıyorum. Ey Allah’ım! Niyetim halistir, bana yardım et. Sözlerimde hilaf varsa beni kahret.” diyerek, gözleri dolu dolu, secdeden başını kaldırdı.

Savaş başladığında Alparslan az bir kuvvetle düşmana karşı saldırıya geçti. Romanos Diogenes, olanca kuvvetiyle Selçuklu ordusunun merkez kısmına yüklendi. Alparslan, ordusunu Turan Taktiği gereğince geriye çekti. Bu sahte geri çekilişi bir bozgun zanneden imparator, Selçuklu ordusunu takip ederek Alparslan tarafından önceden hazırlatılan pusulara kadar geldi. Türklerin sağdan ve soldan bir hilâl şeklinde kendisini çember içerisine aldığının farkına bile varmamıştı. Bu kıskaç harekâtı ile daha sonra Bizans ordusunu arkadan çevirmeye yöneldi. Bizanslılar tuzağa düştüklerinin farkına vardılar, ama iş işten geçmişti. Bu arada, Selçuklu komutanlarının Türkçe olarak verdikleri komutlardan etkilenen Bizans ordusundaki Peçenek ve Uz Türkleri’nin at sürerek Selçuklu ordusu tarafına geçmesi üzerine durum Bizanslılar için daha da kötü bir boyuta varmıştı.

Savaş alanı sayılamayacak kadar çok cesetle dolmuştu. Kılıçların şakırtısı, atların kişnemesi, yaralıların iniltisi birbirine karışmıştı. Bizans ordusunun yedek kuvvetleri geri kaçmış, ordu tam bir bozguna uğramıştı.

Bu arada Bizans imparatoru da esir alındı. Alparslan, imparatorun huzuruna getirilmesini emretti, getirilince de elindeki kamçıyla imparatora üç defa vurdu ve: “Sana barış için elçi gönderdiğim halde reddetmedin mi?” dedi. Bunun üzerine imparator: “Azarlamayı bırak da, ne yapacaksan yap!” diye cevap verdi. Alparslan ona: “Sen beni esir almış olsaydın ne yapardın?” diye sordu. İmparator: “Kötülük yapardım.” diye karşılık verdi. Alparslan bu defa: “Peki benim sana ne yapacağımı zannediyorsun?” diye sorunca imparator: “Beni ya öldürürsün, ya da İslâm ülkelerinde teşhir edersin, yahut da uzak bir ihtimal olmakla beraber, affeder, fidye ve vergi alır, beni kendine vekil tayin edersin.” cevabını verdi. Bunun üzerine Alparslan: “Ben de zaten bundan başka bir şey düşünmedim.” diye cevap verdi.

Alparslan, imparatorla birbuçuk milyon dinar kurtuluş akçesi ödemesi, istediği zaman kendine Bizans askeri göndermesi ve Bizans ülkesindeki bütün esirleri serbest bırakması şartıyla bir anlaşma yaptı. Daha sonra onu bir çadırda misafir edip yanına yol masrafı olarak onbin dinar verdi ve ülkesine gönderdi.

 

SAVAŞIN SONUÇLARI

Malazgirt Zaferi’nden sonra Anadolu’nun kapıları tamamen açılmıştır. Türk akıncıları çok kısa bir zaman sonra İznik ve civarını alarak buraları vatan edinmişlerdir.

Zaferden sonra Sultan Alparslan, Anadolu’nun Türkleşmesi ve İslâmlaşması için Türkmen beyleri ile birlikte pek çok Türkmen dervişlerini de görevlendirerek mânevi fethin kapılarını açmıştır.

Ayrıca her tarafa fetihnameler gönderilmiş, başta Bağdat olmak üzere bütün İslâm âleminde şenlikler düzenlenmiştir.

 

ALPARSLAN’IN ŞEHİD EDİLİŞİ

1072 yılında Mâverâünnehr’e sefere çıkan Alparslan’ın huzuruna hain bir kale komutanını getirdiler. Alparslan dört kazık çakılarak komutanın el ve ayaklarının bunlara bağlanmasını emretti, bunun üzerine komutan: “Ey korkak! Benim gibi bir adam böyle öldürülür mü?” diye cevap verdi. Bu sözlere çok sinirlenen Alparslan eline ok ve yay alarak muhafızlara komutanın serbest bırakılmasını emrini verdi. Ancak o güne kadar hedefini hiç şaşırmayan Alparslan’ın attığı ok komutana isabet etmedi. Komutan hemen Alparslan’ın üzerine saldırdı. Tahtında oturan Alparslan komutanın kendisine doğru geldiğini görünce ayağa kalkıp tahtından inmek istedi, ancak bu sırada ayağı sürçerek yere düştü. Bunun üzerine üzerine çullanan komutan, yanında bulunan bıçağını Alparslan’a saplayarak onu yaraladı. Alparslan bu olaydan sonra şöyle dedi:

“Her nereye yönelsem ve hangi düşman üzerine yürümek istesem daimâ Allah’tan yardım dilerim. Dün bir tepeye çıktım, ordunun azametinden ve askerlerimin çokluğundan dolayı altımda yer titriyordu. Kendi kendime: ‘Ben bütün dünyaya hükmeden biriyim, bana hiç kimsenin gücü yetmez.’ dedim. Bu yüzden Allah-u Teâlâ beni yarattıklarının en zayıfı karşısında âciz bıraktı. Allah’tan mağfiret diler ve bu düşüncemden dolayı beni affetmesini niyaz ederim.”

Ve bu olaydan dört gün sonra Cenâb-ı Hakk’ın rahmetine eren Sultan Alparslan, Merv’de bulunan babasının yanına gömüldü.

 

AHLÂK VE VASIFLARI

Sultan Alparslan iyiliği, merhameti, düşkünlere yardımı ile tanınmıştır. İslâmiyet’e ve cihada son derece bağlı idi. Allah’tan korkar, her işinde O’na tevekkül ederdi.

Çok cesur, yiğit, kudret ve azamet sahibi bir kişiliğe sahipti. Heybetinin yanında adeleti ile de ün yapmış, affedici ve müsamaha sahibi olduğunu defalarca ispatlamıştı. Çok dindardı ve dinî hükümlerin tam sadakatla uygulayıcısı olarak tanınıyordu. Onun bu yönü, halk arasında veli derecesine yükseltilmesine ve şahsına pek çok kerametler isnat edilmesine sebep olmuştur.

İslâmiyet’in henüz girmediği ülkelerde fethettiği her şehre derhâl bir cami yaptırdığı, askerî faaliyetlerinden dolayı yeterince fırsat bulamadığı imar işleri ile ilim, fikir ve sanat adamlarını toplayıp devlet himayesi altına almak gibi sosyal faaliyetleri de veziri Nizâmül-Mülk’ün eliyle yürüttüğü bilinmektedir.

Jurnalcilerden biri veziri Nizâmül-Mülk aleyhinde bir yazı yazmış, yazıda Sultan’ın memleketlerinde ne kadar malı olduğunu ve ne gibi vergiler aldığını anlatmıştı. Yazı, Alparslan’ın namaz kıldığı yere bırakılmıştı. Sultan onu alıp okudu, sonra da Nizâmül-Mülk’e verip: “Bu mektubu al, eğer bunu yazanların yazdıkları doğru ise ahlâkını güzelleştir, durumunu düzelt; eğer yalan söylüyorlarsa onların hatalarını bağışla ve onları öyle mühim işlerle meşgul et ki, insanları aldatmaya vakit bulamasınlar” dedi. Bu sözü, onun keskin zekâsı ve merhametine bir delildir.

Alparslan çok sadaka verirdi. Her Ramazan ayında onbeşbin dinar sadaka dağıtırdı. Sarayında, günde elli koyun kesilen bir imaret bulunurdu ve ayrıca adları listeler halinde tanzim edilen fakirlere harçlık dağıtılırdı. Bununla beraber ülkesinin hiçbir yerinde cinayet ve gaspçılık olmamıştır.

 

         At kuyruğunun bağlanmasının savaş alameti olduğunu söylemiştik. Alpler savaşa girmeden önce atın kuyruğunu düğümlemişlerdir. Alp eğer savaşta ölürse kuyruk bağlı olduğu yerden kesilirdi. Bu işleme de Türkler ''dullamak'' demiştir. Böyle söylenmesinin sebebi ise atın dul kalmasıdır. Anadolu da eski bir gelenek vardır. eşi ölen kadınlar saçlarını kesmektedir. Saç kesmek Türklerin yas adetidir. Biz Türkler rüyamızda saçımızın kesilmesini görürsek bunu ölüme yorumlarız. At kuyruğunu düğümlemek ve kesmek gelenek,kültür ve mitolojimizi bu denli etkilemiştir.(Nuray Bilgili)

 

 

        Tarih kitaplarında Fatih Sultan Mehmet'in atının kuyruğunun bağlı olduğu göze çarpmaktadır. At kuyruğu bağlamak ayrı bir kültür de oluşturmuştur. Osmanlı padişahları savaşa gitmek için yola çıkmadan önce atlarının kuyruklarını geleneklere uygun olarak bağlamışlardır.(Yrd.Doç.Dr.Haldun Eroğlu) 

 

 

 

        At Neden Dul Kalırdı?

       Kazaklar at kuyruğu kesme geleneğine atı dul bırakmak manasına gelen 
''tulday'' ifadesini vermiştir. Tullanan atlara kimse binemezdi. Atın kuyruğunu kesmek ölümü çağırmak ve ölüme davet manasına geldiği için Kazaklar arasında sebepsiz yere atın kuyruğunu kesmek şiddetle yasaklanmış ve bunu yapanlara ağır cezalar verilmiştir.(9). Kırgızlarda ölünün hayatta iken bindiği atın kuyruğunu kesip , mezarının üstüne diktikleri sırığa bağlarlardı. 

 

 

 

        Oğuzlar İslamiyetin kabulünden sonra dahi bu geleneklerine devam etmişlerdir. Dede Korkut Hikayelerinde Bamsı Beyrek dayısı aruz tarafından ağır şekilde yaralanınca arkadaşları ile beyine şu haberi göndermiştir ; ''Yiğitlerim yerinizden kalkın . Akboz atımın kuyruğunu kesin. Kazan'ın divanına koşup varın. Ak çıkarıp kara giyin , Bamsı Beyrek öldü deyin'' cümlelerinde bunu açıkça görmekteyiz.(10) Harezmşahlar döneminde yazılmış Türkçe sözlüklerde ''Tügdi atnın kuyrugın'' (Atının kuyruğunu bağlamak) şeklinde deyimlere rastlanır. 

 

 

 

       Osmanlı'da At Kuyruğunı Kesmek/Bağlamak


        Bu gelenek Osmanlı zamanında da devam etmiştir. Fatih Sultan Mehmet'in padişahlığı sırasında babası 2.Murat'ın ölümü üzerine törene katılanlar atlarının kuyruğunu kesmişler , eyerlerini ters çevirdikleri gibi , yaylarını kırıp tabutun üzerine koymuşlardır.  Yavuz Sultan Selim'in yeğeni Süleyman Bey  1513 yılında Mısır'da vefat etmiş ve cenaze töreninde tabutunun önüne kuyrukları kesilmiş , eyerleri ters çevrili olan atlar götürülmüş , kırılmış olan yayları ve sarığı da tabutun üzerine konmuştur. (11)

 

 

         Bu yas geleneği sadece ölüm üzerine değil savaş öncesi hazırlıklarda da yapılmıştır. Mesela ''Tul at''(dul at) kelimesi Çağatayca'da ''savaşta binmek için hazırlanan at '' anlamını ifade eder. Savaşa fedai olarak katılan askerler atlarının kuyruklarını bağlamışlardır. 

  
      Kaşgarlı Bey'in Divan'ından Seçmeler

          Kaşgarlı Mahmut Divan'ında atın kuğrunun kesilme/bağlanma alışkanlığı ile ilgili şu dizelerde de dile getirilmiştir.

 


Kudruk katı tüğdümüz--- Kuyruğu sıkıca düğümledik

Tenriğ öküş öğdümüz---- Ulu tanrıya övdük

Kemşip atı teğdimiz------ Dizginleri çektik

Aldap yana kaçtımız-----  Dörtnala gidermiş gibi yaptık.

 

 

           Yine Kaşgari dizelerinde süvari atlarının ve savaşçıların örtündüğü beçkem adı verilen yak öküzü kuyruğu ya da ipekten oluşan bir çeşit örtüden de bahsetmektedir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ekleyen:  Ercan ÇELİK
Ekleme Tarihi:  26.8.2018
İzlenme:  734
Yazdır:Yazdır
 
Eklenen Yorumlar 
Bu Konuda En Çok Okunan Yazılar
 
ALLAHIM, DEVLETİMİZİ, EBED MÜDDET DAİM EYLE
ADALETLE KAİM EYLE, İYİ NİYETLİLERLE HAKİM EYLE, HER GELECEK YILDA DAHA MÜREHFEH, BİRLİKTE, DİRLİKTE GÜÇLÜ DEVLET, MUTLU MİLLET EYLE,
ALLAHIM!
GEÇMİŞTE YAŞADIĞIM SIKINTILARA GÖSTERDİĞİM TAVRIMI, GELECEK SENELERDE
Ercan ÇELİK [ 22.5.2018 Devamı
 
HUNZA TÜRKLERİ
Hunza Türklerinin uzun yaşamasının ve bu kadar sağlıklı olmasının nedeni denizden 6 bin metre yükseklikte çok yüksek oksijeni olan bir bölgede bulunmaları. Buz gibi temiz su içip kendi ekip biçtiklerini yemeleri.. Hunza Türkleri'nin et ve baharat
Ercan ÇELİK [ 5.8.2018 Devamı
 
HACI BEKTAŞİ VELİDEN GÜZEL SÖZLER
Sevgi muhabbet kaynar,yanan ocağımızda,
Bülbüller şevke gelir, gül açar bağımızda.
Hırslar, kinler yok olur, aşkla meydanımızda,
Aslanlarla ceylanlar, dosttur kucağımızda. Sakın, bir kimsenin gönlünü yıkma,
Ercan ÇELİK [ 2.4.2018 Devamı
 

CEVİZİN İNSANAveİNSANLIĞA FAYDALARI

  • En Çok Okunanlar
  • Hacıemiroğulları Köy...
  • SEÇİM SONUÇLARI DÜN ...
  • ÖMER SEYFETTİN ...
  • YALNIZ ÇOBAN VİDEO...
  • TÜRKEŞ BELGESELİ...
  • KAŞKAYI TÜRKLERİ...
  • BÜYÜK İÇEL PROJESİ...
  • KARABAĞ HOCALİ AZ...
  • TÜRKLERİN KURDUĞU DE...
  • AMAZON BREZİLYA CEVİ...
  • MORİNGA ÇAYI "Ya...
  • 68 KUŞAĞI VE BELGESE...
  • Ahmed YESEVİ, HACI B...
  • İnsan Hakları Evrens...
  • KIRIM TÜRKLERİ ...
  •  
  • En Son Eklenenler
  • Hacıemiroğulları Köy...
  • BÜYÜK SELÇUKLU,ANADO...
  • SEÇİM SONUÇLARI DÜN ...
  • Ahmed YESEVİ, HACI B...
  • BÜYÜK İÇEL PROJESİ...
  • ÖMER SEYFETTİN ...
  • MORİNGA ÇAYI "Ya...
  • KARABAĞ HOCALİ AZ...
  • TÜRKLERİN KURDUĞU DE...
  • AMAZON BREZİLYA CEVİ...
  •  

     

    Her Hakkı Saklıdır. ERCAN ÇELİK© 2013 Tasarim : Linear Yazilim