İstiyorsak; güneş olsun sevgimiz; gülümsesin, yüzümüz yüzünüze, Kardeşlik ve birlik içinde, mutlaka selam vermeliyiz birbirimize  

    Son Dakika :   
 
 

SENTURK

 

 

 AROMATİK TIBBİ BİTKİLER                 

EZAN OKUMA 

Ana Sayfa
Kuran-ı Kerim Değişik Dillerde
Ercan ÇELİK Özgeçmiş
Günlüklerim
İletişim
Ziyaretçi Defteri

 

 

ORMAN GENEL MÜDÜRLÜĞÜNE

MARMARA ADASI

1-ÖzelAĞAÇLANDIRMA

ÇÖPDEN MAZOT ÜRETİMİ

                         



SERA ETKİSİ KARBONDİOKSİT ARTIŞLARI


Marmara Adası Özel Ağaçlandırma


Küresel Isınma Ve Ağaç"Ercan Çelik"

Anket
 CUMHURBAŞKANI KİM OLMALI?
CUMHUR İTİFAKI ADAYI (%40,00 | Oy:2)
MİLLET İTTİFAKI ADAYI (%60,00 | Oy:3)
Kullanılan Toplam Oy : 5
Diğer Anketler

Ziyaretçiler
Toplam Ziyaretçi :  618823
Bugün Ziyaretçi :  307
Aktif Ziyaretçiler :  1

BİYOLOJİK ÇEŞİTLİLİK ve DOĞAL HAYAT    HAYVANLAR ALEMİ FOTOĞRAFLARI

PEYGAMBER EFENDİMİZİN HALİFELİĞİ,HALİFELİK, SALTANAT , HİLAFET VE DEVAMI

  PEYGAMBER EFENDİMİZ DÖNEMİNDE HALİFELİK KURAN VE ŞİRK

PEYGAMBER EFENDİMİZ DÖNEMİNDE HALİFELİK

    Resûlullah’ın, biri vahiy yoluyla aldığı Kur’ân-ı Kerîm âyetlerini ve İslâm dininin esaslarını insanlara tebliğ etme ve öğretme, diğeri Nebi,peygamberlik görevi İslâm’ın ve Kur’an’ın esaslarını bizzat uygulama olmak üzere iki önemli görevi vardı. İkinci görevini yerine getirirken hicretten sonraki dönemde Medine’de kurmayı başardığı bir devletin başkanlığını yaptı. Fakat İslâm kaynakları, bugün bazı araştırmacıların Medine Şehir Devleti veya İlk İslâm Devleti dedikleri bu devlete bir ad koymadıkları gibi Hz. Peygamber için kullandıkları çeşitli isim ve sıfatların yanında onun devlet başkanı olduğunu gösteren bir unvan veya sıfata da yer vermemişlerdir. Vefatıyla birlikte Resûl-i Ekrem’in ilk görevi sona erdi ve son peygamber olduğu için de yerine Allah tarafından bir başkası gönderilmedi. Ancak ikinci görevi devam edecekti ve bunu kimin yerine getireceğini ümmeti belirlemek zorundaydı.

 PEYGAMBERİMİZİN YERİNE VEKALET ATANMASIYLA İLGİLİ VAHİY İNMEMİŞTİ.

       İslâm tarihinde Resûl-i Ekrem’in vefatından sonra Hz. Ebû Bekir’e biat edilmesiyle başlayan, daha sonra Hz. Ömer ve Osman’ın hilâfetleriyle sürüp Hz. Ali ile sona eren döneme Hulefâ-yi Râşidîn devri denilir. Hulefâ halîfe kelimesinin, râşidîn ise “doğru yolda olan, doğruya ve hakka sımsıkı sarılan, kemale ermiş” anlamındaki râşid kelimesinin çoğuludur

     Hulefâ-yi Râşidîn devrinde idari ve siyasi teşkilat;

    Hz. Peygamber efendimizden sonra İslâm devletinin merkezde halife, vilâyetlerde valilerle yönetilen bir siyasî ve idarî yapıya sahip olduğu bilinmektedir.

     Halife devletin başıdır ve Medine’de bulunan müslümanlar tarafından tespit ve tayin edilmiş, daha sonra da diğer vilâyetlerde bulunan müslümanların biatı alınmıştır. ,

     İlk dört halifeden Hz. Ebû Bekir ile Hz. Ali Medine halkının seçimiyle, Hz. Ömer halef bırakma suretiyle, Hz. Osman da şûra yoluyla hilâfete gelmiştir.

     Hiçbir halife, ölümünden sonra yerine geçecek halifeyi belirlerken kendi ailesinden birini düşünmemiştir.

         Hicaz bölgesinde bir devlet geleneğine sahip olmayan ilk müslüman Araplar’ın, bütün dünyada eski çağlardan beri uygulanan verasete dayalı aile iktidarı düzenine ilgi göstermemeleri dikkat edilmesi gereken önemli bir gelişmedir.

      Halifenin tesbitinde ilk müslümanlar olan muhacirlere öncelik verilmesinin Kur’ân-ı Kerîm’den kaynaklandığı ve birçok âyette muhacirlerin övüldüğü, ayrıca muhacir ve ensarın birlikte övüldüğü âyetlerde de muhacirlerin önce zikredildiği bilinmektedir. Hulefâ-yi Râşidîn döneminin halifeleri, yüksek ahlâka ve insanî değerlere sahip ilk müslümanlardan ve aşere-i mübeşşereden olmalarının yanında Hz. Peygamber ile sıhriyet bağı bulunan şahsiyetlerdi. Hz. Ebû Bekir ile Ömer onun kayınpederleri, Hz. Osman ile Ali ise damatları idi. Bu aile bağları kendilerine Resûl-i Ekrem’i daha iyi tanıma imkânı sağlamış ve müslümanlar nezdinde onlara itibar kazandırmıştır.

        Bu dönemde halifenin namazda imamlık yapmak gibi dinî hizmetleri yürütmesine dayanarak devletin teokratik bir anlayışta olduğu söylenemez.

        İktidarını doğrudan Allah’tan aldığını, böylece yeryüzünde Allah’ın temsilcisi durumunda bulunduğunu iddia eden bir hükümdar veya din adamı anlayışı Hulefâ-yi Râşidîn döneminde hiçbir zaman görülmemiştir. Bu dönemde halifeler iktidarın kaynağının müslümanlar yani ümmet olduğunu kabul etmişlerdir. Ayrıca bu halifelerden hiçbiri insanların günahlarını bağışlamak, onları takdis etmek, dinden ihraç etmek veya cennete göndermek gibi mânevî sultalarının bulunduğunu da söylememiştir. Aksine Hz. Ebû Bekir’in halife olduğu sırada, yanılabileceği ihtimalini ve böyle bir hal vâki olursa müslümanların kendisini doğru yola getirmeleri gerektiğini ifade ettiği, Hz. Osman’ın bazı tasarruflarındaki hatalarından dolayı insanlardan özür dilediği görülmektedir. İlk halifeler yürütme, yargı ve belirli ölçüde yasama yetkisini ellerinde tutmalarına rağmen Kur’an ve Sünnet’in ölçülerine bağlı bir iktidara sahip bulunduklarının farkında idiler. Ayrıca onlar Hz. Peygamber’in halifesi sıfatıyla iş gören, devletin ve ümmetin menfaatleriyle şahsî menfaatlerini birbirinden ayırabilen idealist insanlardı

      PEYGAMBERİMİZ DÖNEMİNDE HAREM

     Hz. Peygamber, aynı zamanda devlet başkanı olduğu halde eski ve çağdaşı hükümdarlar gibi saltanat sürmemiş, son derece mütevazi bir hayat yaşamıştır. Onun, siyasî otoritenin de merkezi durumunda bulunan mescidinin doğu duvarı boyunca yer alan odalar hanımlarına tahsis edilmişti; bunlar çok sade bir yapıya sahipti. Mısır mukavkısı tarafından kendisine hediye edilen câriye Mâriye ise ayrı bir evde oturuyordu. Resûl-i Ekrem’in hanımlarının ayrı birer odasının bulunması ve kendileriyle ancak perde arkasından görüşülmesine müsaade edilmesi, İslâm’ın tesettür emri ve nâmahrem kadınlarla erkeklerin birbirlerine bakmaları yasağıyla ilgilidir; dolayısıyla Resûlullah’ın hükümdar saraylarındakine benzer bir hareminden söz etmek mümkün değildir.

        DÖRT HALİFE DÖNEMİNDE HAREM;

    Hulefâ-yi Râşidîn bir yönetim binasına (dârü’l-hilâfe, saray) sahip olmadığı için hanımları kendi evlerinde kalıyorlardı; bu sebeple söz konusu devirde bir müessese olarak haremden bahsedilemez. Genellikle İslâm tarihinde saray hareminin ilk defa Emevîler devrinde ortaya çıktığı kabul edilmektedir. Sarayın harem kısmında hadım hizmetkâr kullanımı I. Muâviye ile başlamıştır. Tarihçi Mes‘ûdî, Muâviye’nin bir gün genç bir hadımla birlikte hareme girdiğini ve o sırada başı açık durumda bulunan karısı Fâhite’nin hemen örtünüp kocasına, hadımlar dahil genç erkeklerin hareme girmesinin câiz olmadığını söylediğini ve Muâviye’nin o günden sonra yaşlı hadımlar hariç hiçbir erkeğin içeri girmesine izin vermediğini kaydeder (Mürûcü’ẕ-ẕeheb, VIII, 148-149).

 

    İNSANLAR YERYÜZÜNÜN HALİFESİDİR

    Yüce ALLAH KUR'AN DA;

   “Sizi yeryüzünün halifeleri yapan O’dur. Size verdiklerinde sizi sınamak için kiminizi kiminize derecelerle üstün kıldı. Şüphesiz ki Rabbin, cezası pek çabuk olandır. Şüphesiz ki O, (günahları bağışlayan, örten ve günahların kötü akıbetinden kulu koruyan) Ğafûr, (kullarına karşı merhametli olan) Rahîm’dir.” (En'âm 165)

 

     “Sonra, nasıl amel edeceğinizi görmek için, onların ardından sizleri yeryüzünün halifesi yaptık.” (Yûnus/14)

 

     “Onlar mı daha hayırlıdır yoksa) dua ettiğinde darda kalmışın duasına icabet eden, kötülüğü gideren ve sizleri yeryüzünün halifeleri kılan (Allah mı)? Allah’la beraber başka ilah mı?! Ne kadar da az öğüt alıyorsunuz.” (27/Neml 62),

Bakara / 30. Ayet

وَاِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلٰٓئِكَةِ اِنّ۪ي جَاعِلٌ فِي الْاَرْضِ خَل۪يفَةًۜ قَالُٓوا اَتَجْعَلُ ف۪يهَا مَنْ يُفْسِدُ ف۪يهَا وَيَسْفِكُ الدِّمَٓاءَۚ وَنَحْنُ نُسَبِّحُ بِحَمْدِكَ وَنُقَدِّسُ لَكَۜ قَالَ اِنّ۪ٓي اَعْلَمُ مَا لَا تَعْلَمُونَ

 

Hani Rabbin meleklere: “Ben yeryüzünde bir halîfe yaratacağım” dediğinde onlar: “Orada fesat çıkaracak ve kanlar dökecek birini mi yaratacaksın? Halbuki biz, seni övgüyle tesbih ve takdîs ediyoruz” demişlerdi. Allah da onlara “Ben sizin bilmediğiniz şeyleri bilirim” buyurmuştu.

 

 

En'âm / 165. Ayet

وَهُوَ الَّذ۪ي جَعَلَكُمْ خَلَٓائِفَ الْاَرْضِ وَرَفَعَ بَعْضَكُمْ فَوْقَ بَعْضٍ دَرَجَاتٍ لِيَبْلُوَكُمْ ف۪ي مَٓا اٰتٰيكُمْۜ اِنَّ رَبَّكَ سَر۪يعُ الْعِقَابِۘ وَاِنَّهُ لَغَفُورٌ رَح۪يمٌ

 

Sizi yeryüzünün halîfeleri yapan, verdiği nimetlerle sizi imtihan etmek için bir kısmınıza diğerlerinden üstün dereceler veren O’dur. Şüphesiz Rabbin, azabı pek çabuk olandır; bununla beraber O, elbette çok bağışlayıcıdır ve engin merhamet sahibidir.

 

 

A'râf / 69. Ayet

اَوَعَجِبْتُمْ اَنْ جَٓاءَكُمْ ذِكْرٌ مِنْ رَبِّكُمْ عَلٰى رَجُلٍ مِنْكُمْ لِيُنْذِرَكُمْۜ وَاذْكُرُٓوا اِذْ جَعَلَكُمْ خُلَفَٓاءَ مِنْ بَعْدِ قَوْمِ نُوحٍ وَزَادَكُمْ فِي الْخَلْقِ بَصْۣطَةًۚ فَاذْكُرُٓوا اٰلَٓاءَ اللّٰهِ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ

 

“Allah’ın azabını hatırlatarak sizi uyarması için, içinizden biri vasıtasıyla size Rabbinizden bir uyarı ve nasihat gelmesine mi şaşıyorsunuz? Düşünün ki, O sizi Nûh kavminden sonra yeryüzünde halîfeler yaptı ve sizi yaratılış bakımından daha güçlü, kuvvetli ve gösterişli kıldı. O halde Allah’ın verdiği nimetleri hatırınızdan çıkarmayıp ona göre davranın ki kurtuluşa eresiniz.”

 

 

A'râf / 74. Ayet

وَاذْكُرُٓوا اِذْ جَعَلَكُمْ خُلَفَٓاءَ مِنْ بَعْدِ عَادٍ وَبَوَّاَكُمْ فِي الْاَرْضِ تَتَّخِذُونَ مِنْ سُهُولِهَا قُصُورًا وَتَنْحِتُونَ الْجِبَالَ بُيُوتًاۚ فَاذْكُرُٓوا اٰلَٓاءَ اللّٰهِ وَلَا تَعْثَوْا فِي الْاَرْضِ مُفْسِد۪ينَ

 

“Bir düşünün: Allah sizi Âd kavminin ardından halîfeler kıldı ve yeryüzünde size geniş imkânlar bahşetti. Yerin düzlüklerine saraylar kuruyor, dağları yontarak evler yapıyorsunuz. Öyleyse Allah’ın bütün bu nimetleri üzerinde düşünün de, bozguncular kesilip yeryüzünde karışıklık çıkarmayın.”

 

 

Yunus / 14. Ayet

ثُمَّ جَعَلْنَاكُمْ خَلَٓائِفَ فِي الْاَرْضِ مِنْ بَعْدِهِمْ لِنَنْظُرَ كَيْفَ تَعْمَلُونَ

 

Sonra onların ardından nasıl davranacak neler yapacaksınız görelim diye sizi yeryüzünde onların yerine geçirdik.

 

 

Yunus / 73. Ayet

فَكَذَّبُوهُ فَنَجَّيْنَاهُ وَمَنْ مَعَهُ فِي الْفُلْكِ وَجَعَلْنَاهُمْ خَلَٓائِفَ وَاَغْرَقْنَا الَّذ۪ينَ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَاۚ فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُنْذَر۪ينَ

 

Buna rağmen yine de Nûh’u yalanladılar. Biz de onu ve gemide kendisiyle beraber bulunanları kurtarıp onları yeryüzünde halîfeler yaptık; âyetlerimizi yalanlayanları ise suda boğduk. Allah’ın azabıyla uyarılıp da doğru yola gelmeyenlerin sonu nasıl olmuş bir bakın!

 

Meal Karşılaştır Sûreye git Tefsiri

 

Neml / 62. Ayet

اَمَّنْ يُج۪يبُ الْمُضْطَرَّ اِذَا دَعَاهُ وَيَكْشِفُ السُّٓوءَ وَيَجْعَلُكُمْ خُلَفَٓاءَ الْاَرْضِۜ ءَاِلٰهٌ مَعَ اللّٰهِۜ قَل۪يلًا مَا تَذَكَّرُونَۜ

 

Onlar mı hayırlı yoksa kendine yalvardığı zaman darda kalmış olanın imdâdına yetişip başındaki sıkıntıyı gideren ve sizi yeryüzünün halefleri ve hâkimleri yapan mı? Allah ile beraber başka bir ilâh daha olur mu hiç? Ne de az düşünüp ders alıyorsunuz!

 

Meal Karşılaştır Sûreye git Tefsiri

 

Fâtır / 39. Ayet

هُوَ الَّذ۪ي جَعَلَكُمْ خَلَٓائِفَ فِي الْاَرْضِۜ فَمَنْ كَفَرَ فَعَلَيْهِ كُفْرُهُۜ وَلَا يَز۪يدُ الْكَافِر۪ينَ كُفْرُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْ اِلَّا مَقْتًاۚ وَلَا يَز۪يدُ الْكَافِر۪ينَ كُفْرُهُمْ اِلَّا خَسَارًا

 

Sizi yeryüzünde halîfeler yapan O’dur. Kim inkâr ederse, inkârı kendi kötülüğüne olur. Çünkü kâfirlerin inkârı, Rableri katında kendilerine karşı gazabın artmasına ve rahmetin kesilmesine sebep olacaktır. Sonuçta, kâfirlerin inkârı ancak kendi zarar ve ziyanlarını artıracaktır.

 

Meal Karşılaştır Sûreye git Tefsiri

 

Sâd / 26. Ayet

يَا دَاوُ۫دُ اِنَّا جَعَلْنَاكَ خَل۪يفَةً فِي الْاَرْضِ فَاحْكُمْ بَيْنَ النَّاسِ بِالْحَقِّ وَلَا تَتَّبِعِ الْهَوٰى فَيُضِلَّكَ عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِۜ اِنَّ الَّذ۪ينَ يَضِلُّونَ عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِ لَهُمْ عَذَابٌ شَد۪يدٌ بِمَا نَسُوا يَوْمَ الْحِسَابِ۟

 

Ey Dâvûd! Biz seni yeryüzünde halîfe yaptık. Öyleyse sen de insanlar arasında hak ve adâletle hükmet. Nefsinin arzu ve tamayüllerine uyma ki, bunlar seni Allah’ın yolundan saptırmasın. Allah yolundan sapanlara gelince, hesap gününü unutmaları sebebiyle, onlara pek şiddetli bir azap vardır.

 

 

 

       KURANDA  EMANET VE ADALET

 

     “Şüphesiz ki Allah size, emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emretmektedir. [*] Allah size ne kadar güzel öğütler veriyor! Şüphesiz ki Allah duyandır, görendir.”(Nisa Suresi 58. Ayet)

 

       “Ey iman edenler, hak ölçülerle hareket edip adaleti yerine getirmeye uğraşan hakimler, Allah için şahitlik yapan kişiler olunuz. Gerek kendileriniz veya ana-babanız yahut en yakınlarınız aleyhine olsun; gerek zengin, gerek fakir olsun. Çünkü Allah, ikisinden de önceliklidir. Bundan dolayı adaletten uzaklaşıp da nefsinize uymayın. Şahitlik yaparken dilinizi eğer, bükerseniz veya çekinirseniz, şüphesiz Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır.”(Nisa 135)

 

     “İbadet edin Allah'a ve ona hiçbir şeyi eş etmeyin. Anaya, babaya, yakınlara, yetimlere, yoksullara, yakın komşulara, uzak komşulara, yolda kalmışlara ve sahibi olduğunuz köle ve cariyelere iyilik edin, çünkü Allah, kendini beğenip övenleri sevmez.”Nisa 36. ayet

 

    “Bundan dolayı İsrailoğullarına (Kitap’ta) şunu yazdık: Kim, bir insanı, bir can karşılığı veya yeryüzünde bir bozgunculuk çıkarmak karşılığı olmaksızın öldürürse, o sanki bütün insanları öldürmüştür. Her kim de birini (hayatını kurtararak) yaşatırsa, sanki bütün insanları yaşatmıştır. Andolsun ki, onlara resûllerimiz apaçık deliller (mucize ve âyetler) getirdiler. Ama onlardan birçoğu bundan sonra da (hâlâ) yeryüzünde aşırı gitmektedir.Maide Suresi32.Ayet

 

     RESUL VE NEBİ  ARASINDAKİ FARK 

 

  Resul: Resulün görevi sadece indirilen vahyi insanlara duyurmak yani tebliğ etmektir.

    NEBİ:Nebi ise kendisinden önce gelen resulün dinini tebliğ eden peygamberlere denmektedir. Yani yeni din getirmeyen, bir önceki dini savunup o dine davet edenlere Nebi denmektedir.

 

    “Kim Resul’e İtaat Ederse Allaha İtaat Eder.”Nisa/80   Resul Vahileri insanlığa getiren, olduğuna göre ,insanlarda Vahilere itaat ederse Allaha itaat eder

    “Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin ona verdiği vesveseleri de biliriz. Biz, ona, şah damarından daha yakınız.” (50/Kâf, 16)

    

      Kirâmen Kâtibîn  Melekleri:

 

     “İki melek (insanın) sağında ve solunda oturarak yaptıklarını yazmaktadırlar.”Kaf/17

    ”kirâmen kâtibin”: Değerli yazıcılar” anlamına gelen “kirâmen kâtibîn”, insanların yanlarında bulunan ve onların yaptıkları işleri amel defterine yazmakla görevli bulunan melekler demektir. Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulmaktadır:

  “Hâlbuki sizin üstünüzde hakiki bekçiler ve çok değerli yazıcılar  vardır ki, onlar ne yaparsanız bilirler.” (İnfitâr, 82/11-12) 

 

 TDV İslam Ansiklopedisi

Ikra: Arapça bir kelimedir. Ikra; Hz. Muhammed (S.A.V) inen ilk Vahy'dir ve "Oku" anlamına gelmektedir.
Peygamber Efendimizin (S.A.V.) Allah’tan aldığı ilk mektuptur bu. Ve ilk mektupla gelen ilahi emir; Okudur. Mektubun sahibi Allah (C.C.), postacısı Cebrail (A.S.), alıcısı Ve Tekrar İnsanlığa tebliğ eden ise Resul dur. Peygamber (S.A.V.)’dir.
Biz ne yapmışız ? Allahın ikra , yani “oku ve anla” emrini sadece tilavete yani “yüzünden oku ve aktara” indirgemişiz. Onu okuyup anlamak ibadetken ; kelimedeki anlama boyutunu gizlemiş ve yalın bir okumayı ibadet saymışız.

PEYGAMBERİMİZ DÖNEMİNDE HAREM
Hz. Peygamber, aynı zamanda devlet başkanı olduğu halde eski ve çağdaşı hükümdarlar gibi saltanat sürmemiş, son derece mütevazi bir hayat yaşamıştır. Onun, siyasî otoritenin de merkezi durumunda bulunan mescidinin doğu duvarı boyunca yer alan odalar hanımlarına tahsis edilmişti; bunlar çok sade bir yapıya sahipti. Mısır mukavkısı tarafından kendisine hediye edilen câriye Mâriye ise ayrı bir evde oturuyordu. Resûl-i Ekrem’in hanımlarının ayrı birer odasının bulunması ve kendileriyle ancak perde arkasından görüşülmesine müsaade edilmesi, İslâm’ın tesettür emri ve nâmahrem kadınlarla erkeklerin birbirlerine bakmaları yasağıyla ilgilidir; dolayısıyla Resûlullah’ın hükümdar saraylarındakine benzer bir hareminden söz etmek mümkün değildir.
DÖRT HALİFE DÖNEMİNDE HAREM;
Hulefâ-yi Râşidîn bir yönetim binasına (dârü’l-hilâfe, saray) sahip olmadığı için hanımları kendi evlerinde kalıyorlardı; bu sebeple söz konusu devirde bir müessese olarak haremden bahsedilemez. Genellikle İslâm tarihinde saray hareminin ilk defa Emevîler devrinde ortaya çıktığı kabul edilmektedir. Sarayın harem kısmında hadım hizmetkâr kullanımı I. Muâviye ile başlamıştır. Tarihçi Mes‘ûdî, Muâviye’nin bir gün genç bir hadımla birlikte hareme girdiğini ve o sırada başı açık durumda bulunan karısı Fâhite’nin hemen örtünüp kocasına, hadımlar dahil genç erkeklerin hareme girmesinin câiz olmadığını söylediğini ve Muâviye’nin o günden sonra yaşlı hadımlar hariç hiçbir erkeğin içeri girmesine izin vermediğini kaydeder (Mürûcü’ẕ-ẕeheb, VIII, 148-149).
İNSANLAR YERYÜZÜNÜN HALİFESİDİR
“Sizi yeryüzünün halifeleri yapan O’dur. Size verdiklerinde sizi sınamak için kiminizi kiminize derecelerle üstün kıldı. Şüphesiz ki Rabbin, cezası pek çabuk olandır. Şüphesiz ki O, (günahları bağışlayan, örten ve günahların kötü akıbetinden kulu koruyan) Ğafûr, (kullarına karşı merhametli olan) Rahîm’dir.” (6/En'âm 165)
“Sonra, nasıl amel edeceğinizi görmek için, onların ardından sizleri yeryüzünün halifesi yaptık.” (Yûnus/14)
“Onlar mı daha hayırlıdır yoksa) dua ettiğinde darda kalmışın duasına icabet eden, kötülüğü gideren ve sizleri yeryüzünün halifeleri kılan (Allah mı)? Allah’la beraber başka ilah mı?! Ne kadar da az öğüt alıyorsunuz.” (27/Neml 62),


KURANDA HALİFELİK VE ADALET
“Şüphesiz ki Allah size, emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emretmektedir. [*] Allah size ne kadar güzel öğütler veriyor! Şüphesiz ki Allah duyandır, görendir.”(Nisa Suresi 58. Ayet)
“Ey iman edenler, hak ölçülerle hareket edip adaleti yerine getirmeye uğraşan hakimler, Allah için şahitlik yapan kişiler olunuz. Gerek kendileriniz veya ana-babanız yahut en yakınlarınız aleyhine olsun; gerek zengin, gerek fakir olsun. Çünkü Allah, ikisinden de önceliklidir. Bundan dolayı adaletten uzaklaşıp da nefsinize uymayın. Şahitlik yaparken dilinizi eğer, bükerseniz veya çekinirseniz, şüphesiz Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır.”(Nisa 135)
“İbadet edin Allah'a ve ona hiçbir şeyi eş etmeyin. Anaya, babaya, yakınlara, yetimlere, yoksullara, yakın komşulara, uzak komşulara, yolda kalmışlara ve sahibi olduğunuz köle ve cariyelere iyilik edin, çünkü Allah, kendini beğenip övenleri sevmez.”Nisa 36. ayet
“Bundan dolayı İsrailoğullarına (Kitap’ta) şunu yazdık: Kim, bir insanı, bir can karşılığı veya yeryüzünde bir bozgunculuk çıkarmak karşılığı olmaksızın öldürürse, o sanki bütün insanları öldürmüştür. Her kim de birini (hayatını kurtararak) yaşatırsa, sanki bütün insanları yaşatmıştır. Andolsun ki, onlara resûllerimiz apaçık deliller (mucize ve âyetler) getirdiler. Ama onlardan birçoğu bundan sonra da (hâlâ) yeryüzünde aşırı gitmektedir.”Maide Suresi32.Ayet

“Kim Resul’e İtaat Ederse Allaha İtaat Eder.”Nisa/80
Resul: Resulün görevi sadece indirilen vahyi insanlara duyurmak yani tebliğ etmektir.
Nebi; Nebi ise kendisinden önce gelen resulün dinini tebliğ eden peygamberlere denmektedir. Yani yeni din getirmeyen, bir önceki dini savunup o dine davet edenlere Nebi denmektedir.
Halbuki Kur'an'a baktığımızda Allah ve Resulün'den başka hiç kimseye mutlak anlamda itaat emredilmemiştir.
Yani itaat kavramı kayıtsız şartsız olarak Nebi (a.s) hakkında bile kullanılmamıştır.
Dinde itaat sadece Allah'a ve vahyi ilan eden yani tebliğ eden Resüle özel kılınmıştır.

“Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin ona verdiği vesveseleri de biliriz. Biz, ona, şah damarından daha yakınız.” (50/Kâf, 16)
“İki melek (insanın) sağında ve solunda oturarak yaptıklarını yazmaktadırlar.”Kaf/17
”kirâmen kâtibin”: Değerli yazıcılar” anlamına gelen “kirâmen kâtibîn”, insanların yanlarında bulunan ve onların yaptıkları işleri amel defterine yazmakla görevli bulunan melekler demektir. Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulmaktadır:
“Hâlbuki sizin üstünüzde hakiki bekçiler ve çok değerli yazıcılar (kirâmen kâtibîn) vardır ki, onlar ne yaparsanız bilirler.” (İnfitâr, 82/11-12)
Ikra: Arapça bir kelimedir. Ikra; Hz. Muhammed (S.A.V) inen ilk Vahy'dir ve "Oku" anlamına gelmektedir.
Peygamber Efendimizin (S.A.V.) Allah’tan aldığı ilk mektuptur bu. Ve ilk mektupla gelen ilahi emir; Okudur. Mektubun sahibi Allah (C.C.), postacısı Cebrail (A.S.), alıcısı Ve Tekrar İnsanlığa tebliğ eden ise Resul dur. Peygamber (S.A.V.)’dir.
Biz ne yapmışız ? Allahın ikra , yani “oku ve anla” emrini sadece tilavete yani “yüzünden oku ve aktara” indirgemişiz. Onu okuyup anlamak ibadetken ; kelimedeki anlama boyutunu gizlemiş ve yalın bir okumayı ibadet saymışız.
• 1Dört Halife veya Hulefa-i Raşidin dönemi
• 2Emevîler dönemi
• 3Abbâsîler dönemi
• 4Fâtımî halifeleri
• 5Memlûk himayesi dönemi
• 6Osmanlı dönemi
• 7Türkiye Cumhuriyeti dönemi

 

EMEVİ DEVRİ MUAVİYE VE HALİFELER KİMLERDİR
Hulefâ-yi Râşidîn döneminden sonra (632-661) Suriye’nin merkezi Dımaşk’ta kurulan İslâm tarihinin bu ilk hânedan-devleti, adını kurucusu Muâviye b. Ebû Süfyân’ın mensup olduğu Benî Ümeyye (Ümeyyeoğulları, Emevîler) kabilesinden almıştır. Muâviye ve ondan sonraki iki halife bu kabilenin Süfyânî kolundan, diğer on bir halife ise aynı ailenin Mervânî kolundandır.
Hulefâ-yi Râşidîn “halîfetü resûlillâh (Allah resulünün halifesi) veya “emîrü’l-mü’minîn” unvanını kullanmışken “halîfetullah” (Allah’ın halifesi) unvanını kullanan Muâviye’nin hilâfet makamına geçmesiyle İslâm tarihinde yeni bir dönem başlamıştır. Hilâfetin saltanata dönüşmesi olarak tanımlanan bu değişiklik, onun ilk dört halifenin seçilme usullerinden farklı olarak, yakın akrabası sıfatıyla Hz. Osman’ın kanını dava etme gerekçesiyle başlattığı kabile hâkimiyeti yönü ağır basan bir mücadeleyi kılıcının kuvvetiyle kazanması neticesinde ortaya çıkmıştır. İlk dört halifenin seçimlerinde, ilk müslümanlardan ve Hz. Peygamber’in yakın arkadaşlarından biri olma ve istişare yolu ile seçilme prensipleri dikkate alınmışken Muâviye’nin, daha sonra Ehl-i sünnet tarafından bir “ictihad hatası” olarak yorumlanan siyasî mücadele sonunda hilâfet makamını işgal etmesi hilâfet sisteminin özünde büyük değişiklikler meydana getirmiştir.
Peygamber’in vekili sıfatıyla iş gören ve devletin menfaatleriyle şahsî ve ailevî menfaatlerini birbirinden ayıran ideal râşid halifelerin yerini dini ikinci plana atan, kuvvete dayanarak devleti hilâfet-saltanat karışımı mutlak-teokratik-irsî bir monarşi ile idare eden halifeler aldı.
Hulefâ-yi Râşidîn dinî motifin hâkim olduğu, saltanat motifinin henüz ortaya çıkmadığı bir dönemde yaşamıştı. Muâviye’den itibaren din motifi zayıflamış, kabile asabiyeti ve mülk motifi onun yerine geçmiştir. İbn Haldûn, dinin öngördüğü şartlar dikkate alınarak bir halife seçilseydi ona itaat edilmeyeceğini, toplumun birlik ve beraberliğinin yeniden bozulacağını söyler. Muâviye, halkın itaatini kolaylaştırmak için asabiyet motifini esas alarak yirmi yıllık iktidarı sırasında halk üzerinde otoritesini temin etmiş olduğu ailesinden birini veliaht tayin etmiştir (Muḳaddime,
EMEVÎ HALİFELERİ
Süfyânî Kolundan Gelen Halifeler
I. Muâviye b. Ebû Süfyân 41 (661)
I. Yezîd b. Muâviye 60 (680)
II. Muâviye b. Yezîd 64 (683)
Mervânî Kolundan Gelen Halifeler
I. Mervân b. Hakem 64 (684)
Abdülmelik b. Mervân 65 (685)
I. Velîd b. Abdülmelik 86 (705)
Süleyman b. Abdülmelik 96 (715)
Ömer b. Abdülazîz 99 (717)
II. Yezîd b. Abdülmelik 101 (720)
Hişâm b. Abdülmelik 105 (724)
II. Velîd b. II. Yezîd 125 (743)
III. Yezîd b. I. Velîd 126 (744)
İbrâhim b. I. Velîd 126 (744)
II. Mervân b. Muhammed 127-132 (744-750)
İdarî ve Siyasî Teşkilât. Halifelik müessesesini mutlak verasete dayalı bir hükümdarlık haline dönüştüren Emevîler biat uygulamasını şeklen de olsa devam ettirmişlerdir. Devlet güçlerinin hepsi halifenin elinde toplandığından bu dönemde vezirlik hukukî bir statüye kavuşmamıştır. Muâviye zamanında hükümdarlık merasim ve protokollerinin ortaya çıkmasıyla birlikte hâciblik görevi ihdas edilmişti. Sarayda önemli bir yeri olan hâcibin vazifesi halifenin güvenliğini sağlamak, halk tarafından meşgul edilmesini önlemek ve yapacağı görüşmeleri düzenlemekti.

 

ABBASİ HALİFELERİ KİMLERDİR?
Abbasi halifeleri, Abbasi Devleti'nin hükümdarlarıdır. Abbasi halifeleri, bir önceki halife soyu olan Emevi Devleti'ni yıkarak halifeliğin kendilerine geçmesini sağlamıştır. İlk Abbasi halifesi ile Abbasi Devleti'ni kuran ve 750 ile 754 yılları arasında hüküm süren Ebu'l Abbas Seffah olarak karşımıza çıkmaktadır.
ABBASİ HALİFELERİ SOY AĞACI
Abbasilerde soy, babadan oğla ya da kardeşten kardeşe şeklinde devam etmekte ve hükümdarlar bu şekilde başa gelmektedir. İlk Abbasi halifesi Ebu'l Abbas Seffah'ın sonrasında tahta kardeşi Mansur oturmuştur. Bu iki halifenin en önem verdikleri noktalar ordu olmuştur. Ebu'l Abbas Seffah ve Mansur dönemlerinde ordu teşkilatında Türk ve İran kökenli komutanlar büyük bir yer kaplamıştır.
Mansur'dan sonra sırası ile halifelik makamına ve Abbasi Devleti hükümdarlığına Mehdi ve Hadi gelmiştir. Daha sonra ise Harun Reşid tahtı devralmış ve Abbasi Devletini en geniş sınırlarına ulaştırmış ayrıca devlete en parlak dönemini yaşatmıştır.
Harun Reşid'in oğulları olan Emin, Memun ve Mutasım da babalarının hüküm döneminin bitmesi sonrasında sırarı ile halifelik unvanını almış ve babalarının siyasi politikası ile devleti yönetmeye devam etmiştir.
Mutasım, Türk askeri güçlerinden oluşan özel bir kuvvet oluşturmuştur. Mutasım'ın arkasından halife olarak oğlu Vasık tahta gelmiştir. Türkler, özellikle Vasık döneminde askeri gücün yanında idari güç de kazanmıştır. Vasık'ın ölümü sonrasında Abbasi Devleti'nin yıkım dönemi başlamıştır.
Abbasi halifeleri ve özellikleri genel olarak bu şekilde şekillenmiştir. Halifelerin uyguladıkları politika hemen hemen aynı olmak ile beraber birçok konuda devleti ileri götürmüş; bilim ve irfan konusunda kendilerini geliştirmişlerdir.
ABBASİ HALİFELERİ İSİMLERİ
1.Ebü'l-Abbas es-Seffâh132 (750)
2.Ebû Ca'fer el-Mansûr136 (754)
3.Muhammed el-Mehdî158 (775)
4.Mûsâ el-Hâdî169 (785)
5.Hârûnürreşîd170 (786)
6.Emîn193 (809)
7.Me'mûn198 (813)
8.Mu'tasım-Billâh218 (833)
9.Vâsiḳ-Billâh227 (842)
10.Mütevekkil-Alellah232 (847)
11.Müntasır-Billâh247 (861)
12.Müstaîn-Billâh248 (862)
13.Mu'tez-Billâh252 (866)
14.Mühtedî-Billâh255 (869)
15.Mu'temid-Alellah256 (870)
16.Mu'tazıd-Billâh279 (892)
17.Müktefî-Billâh289 (902)
18.Muktedir-Billâh295 (908)
19.Kāhir-Billâh320 (932)
20.Râzî-Billâh322 (934)
21.Müttakī-Lillâh329 (940)
22.Müstekfî-Billâh333 (944)
23.Mutî'-Lillâh334 (946)
24.Tâi'-Lillâh363 (974)
25.Kādir-Billâh381 (991)
26.Kāim-Biemrillâh422 (1031)
27.Muktedî-Biemrillâh467 (1075)
28.Müstazhir-Billâh487 (1094)
29.Müsterşid-Billâh512 (1118)
30.Râşid-Billâh529 (1135)
31.Muktefî-Liemrillâh530 (1136)
32.Müstencid-Billâh555 (1160)
33.Müstazî-Biemrillâh566 (1170)
34.Nâsır-Lidînillâh575 (1180)
35.Zâhir-Biemrillâh622 (1225)
36.Müstansır-Billâh623 (1226)
37.Müsta'sım-Billâh640-656 (1242-1258
ABBASİ HALİFELERİ İLE BÜYÜK SELÇUKLU SULTANLARI ARASINDAKİ MÜNASEBETLER
Abbasi Devleti, ikinci devrine girdiğinde oldukça zayıflamış ve toprak kaybetmiştir. Abbasi Devleti'nin kaybettiği topraklar üzerinde kurulan devletlerden en büyüğü Büyük Selçuklu Devleti'dir. Dönemin halidesi Kaim Biemrillah, Büyük Selçuklu Devleti'nin sultanının elinde tabiri caizse bir kuklaya dönmüştür. Hiçbir yetkisi olmamıştır. Bunun üzerine Kaim, Tuğrul Bey'i Bağdat'a davet etmiş ve ona "Doğunun ve Batının Hükümdarı" unvanını vermiştir. Böylece Tuğrul Bey, halifenin siyasi yetkilerini almış, halifenin sadece dini bir lider olarak kalmasına yol açmıştır.
ABBASİ HALİFELERİNİN BİLİMİN GELİŞİMİNE KATKILARI
Abbasi Devleti, Emevi Devleti'nin yıkılması ile ortaya çıkmıştır. Abbasi Devleti'nin 37 farklı hükumdarı ve halifesi olmuş, bu hükumdarlar, hüküm sürdükleri süreç boyunca farklı politikalar gütmüşlerdir.
Abbasilerin en çok üzerinde durduğu konu ordu ve devlet teşkilatı gibi görünse de İslam dünyası, abbasiler döneminde bilimsel yönden oldukça büyük gelişmeler yaşamıştır. Özellikle Abbasi Devleti'nin en önemli halifeleri Harun Reşid, Müstasım Billah ve Muntasım, bilime oldukça önem vermiş, birçok bilimsel ve felsefi metnin Arapça'ya çevrilmesini sağlamışlardır. Bu sayede Arap toplumu hem bilimsel hem de kültürel olarak hızla gelişim gösterebilmiştir.

 

 

 

 

 

KUR'AN MEALLERİ.

 İKRA OKU VE KURAN MEALİ ANLATIM

 

Osmanlıda Halifelik VE Kardeş Katli Video 

 

   

 

 

 

Ekleyen:  Ercan ÇELİK
Ekleme Tarihi:  1.6.2022
İzlenme:  288
Yazdır:Yazdır
 
Eklenen Yorumlar 
Bu Konuda En Çok Okunan Yazılar
 
BİYOLOJİK ÇEŞİTLİLİK ve DOĞAL HAYAT
OECD’nin (Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü) 2008 yılında hazırladığı Çevresel Performans İncelemeleri: Türkiye başlıklı bir raporuna göre; ülkemizde flora (ağaç-bitki varlığı) ve fauna (hayvan varlığı) durumunun genel görünümü:
Ercan ÇELİK [ 19.1.2013 Devamı
 
KÜRESEL STRATEJİDE SUYUN ÖNEMİ
Bilgi çağında susuz yaşanamayacağı gibi, geçmiş çağlarda da yaşanmamıştır ve gelecek çağlarda da yaşanmayacaktır. Ne petrol, ne bor, ne de başka madenler ve kaynaklar tutar suyun yerini
Ercan ÇELİK [ 12.1.2013 Devamı
 
KEKİK VE ADAÇAYI YETİŞTİRİLMESİ
Kekik Yetiştiriciliği
İklim Ve Toprak İstekleri: Akdeniz bölgesine ait bir bitki olmasına rağmen soğuklara dayanabilen bir bitkidir. Toprak yönünden fazla seçici değildir. Killi taban arazilerde daha iyi gelişir.
Ercan ÇELİK [ 12.1.2013 Devamı
 

CEVİZİN İNSANAveİNSANLIĞA FAYDALARI

  • En Çok Okunanlar
  • FİLİKİ ETERYA YUNAN...
  • KAYIP TÜRKLER...
  • PONTUS RUM CEMİYETİ...
  • Osmanlı İmparatorluğ...
  • OSMANLI KAPİTÜLASYO...
  • OSMANLI ŞEYHÜLİSLAML...
  • PEYGAMBER EFENDİMİZ ...
  • YABANCI OKULLAR MİSY...
  • İNGİLİZ MUHİPLER CEM...
  • OSMANLIDAN GÜNÜMÜZE ...
  • KATLEDİLEN TÜRK KAD...
  • OSMANLI PADİŞAHLARI ...
  • CUMA NAMAZI Ve ŞİRK ...
  • NURCULUK - Ali Aydın...
  • MEHMET EMİN YURDAKUL...
  •  
  • En Son Eklenenler
  • FİLİKİ ETERYA YUNAN...
  • KAYIP TÜRKLER...
  • Osmanlı İmparatorluğ...
  • YABANCI OKULLAR MİSY...
  • PEYGAMBER EFENDİMİZ ...
  • OSMANLI KAPİTÜLASYO...
  • PONTUS RUM CEMİYETİ...
  • OSMANLI ŞEYHÜLİSLAML...
  • İNGİLİZ MUHİPLER CEM...
  • OSMANLI PADİŞAHLARI ...
  •  

     

    Her Hakkı Saklıdır. ERCAN ÇELİK© 2013 Tasarim : Linear Yazilim